• İçerik Kategorilerimiz

  • Anket

    Kazakistan'da "renkli devrim" olma ihtimali var mı?

    Yükleniyor ... Yükleniyor ...
  • ankara web tasarim

    “Onlar artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır”

    19 Mart 2012
    Yıl 1934. Avustralya’da kendilerini ulus yapan Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden Avustralya’lı askerlerin mezarlarının Çanakkale’den Avustralya’ya getirilmesi gündemdedir ve bu konudan Türk hükümeti de haberdar edilir.  Mustafa Kemal İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’yı çağırır ve  yazdığı metni Gelibolu’da Şükrü Kaya, Mustafa Kemal adına okur:

    ‘“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.

    ‘Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”

    Avustralya’lı askerlerin taşınması bu konuşmadan sonra gündemden kalkmıştır. Tarihin en kanlı savaşlarından birine sahne olan ve kendi yurdunu işgale gelen düşman askeri için Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal’in  söylediği bu sözler insanlık tarihine geçmiştir. Bugün Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97. yıldönümü ve Şehitler Haftası. Başta Türk ulusunun çimentosu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatan için hayatını kaybeden ve kanlarıyla bu toprakları bizlere vatan yapan şehitlerimize Tanrı’dan rahmet diliyoruz. Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri için yazdığı “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirden bir parçayı okuyucularımıza sunuyoruz;


    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i..
    Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi..
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe!” desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab..
    Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
    “Bu taşındır” diyerek Kabe’ yi diksem başına,
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına.
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan
    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana..
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Yorum yapma kapalı.