• İçerik Kategorilerimiz

  • Anket

    Kazakistan'da "renkli devrim" olma ihtimali var mı?

    Yükleniyor ... Yükleniyor ...
  • ankara web tasarim

    St. Petersburg’dan Görünen Gelecek

    4 Haziran 2014

    putin çinRusya’yla Çin arasında geçtiğimiz hafta karara bağlanan 400 milyar dolarlık gaz anlaşması, Asya’daki dengeleri epey değiştirecek. Asia Times’da yazan Pepe Escobar, bu anlaşmanın arka planını irdeledi. Escobar’ın yazısı ise sol.org.tr’de Reyhan Tuncay’ın çevirisi ile yayınlandı. Okuyucularımızın da ilgisini çekeceğini düşündüğümüz yazı şöyle;

    Geçtiğimiz hafta birden çok şekilde bir Avrasya yüzyılının doğuşunun habercisi oldu. Elbette Rusya ile Çin arasındaki 400 milyar dolarlık gaz anlaşması (Haziran 2013’de Rosneft ile Çinli CNPC arasındaki 25 yıllık, 270 milyar dolarlık petrol anlaşmasına bir ek) Çarşamba günü Şangay’da ancak son dakikada bağlandı.

     

    Ardından, Perşembe günü önde gelen aktörlerin birçoğu Rusya’nın Davos’a yanıtı olan St Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’na katıldı. Cuma günü ise Şangay zaferinin hemen ardından Rusya devlet başkanı Vladimir Putin katılımcılara seslendi ve büyük alkış aldı.

     

    Geçtiğimiz hafta gerçekleşen kasırgayı tüm karmaşık ayrıntılarıyla değerlendirmek zaman alacaktır. İşte bazı ayrıntılarıyla, St Petersburg’da öne çıkanların bir kısmı. Obama yönetimi “Rusya’yı yalnızlaştırma” politikası kapsamında onlara baskı yaptığı için mi şehirde daha az Batılı CEO vardı? Goldman Sachs ve Morgan Stanley bunu küçümsemiş olarak, ancak kayda değer Avrupalılar geldi, gördü, konuştu ve iş yapmaya devam edecekleri vaadinde bulundu.

     

    Ve her şeyden önemlisi, Asyalılar da oradaydı. Bunu Çin’in, ABD başkanı Barack Obama’nın birçok kesim tarafından “Çin’i sınırlama turu” olarak tanımlanan Nisan ayındaki Asya turuna yönelik kontra vuruşunun bir başka bölümü olarak görmek mümkün.

     

    St Petersburg forumunun ilk gününde Rusya ile Çin arasındaki stratejik ekonomik ortaklığa yönelik bu can alıcı oturuma katıldım. Dikkat edin, tüm yol haritası orada. Çin’in başkan yardımcısı Li Yuanchao’nun tanımladığı gibi: “Rusya’nın Uzak Doğu’sunun gelişim programıyla Çin’in kuzeydoğusunun gelişim stratejisini bütünleşmiş bir düşünce içinde birleştirmeyi planlıyoruz.”

     

    Bu “kaçınılmaz” istisnacıları sonuna kadar zorlamak mecburiyetinde olan bu hızlı gelişen Avrasya koalisyonunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bunu Çin-Sovyet paktıyla karşılaştırmak çocukça olur. Vaşington’un Rusya’yı “kapsamak” konusundaki dayanağının bir kısmı olan Ukrayna’daki ayaklanma yalnızca Rusya’nın Asya’ya er ya da geç kaçınılmaz hale gelecek olan yönelimini artırmaya yaradı.

     

    Her şey Siçuan’da Başladı

    St Petersburg’da, oturumdan oturuma ve tüm seçili konuşmalarda gördüğüm, nihai hedefi ticaret yoluyla Çin, Rusya ve Almanya’yı birleştirmek olan Çin Yeni İpek Yolu’nun (Yolları’nın) bazı önemli yapı taşlarıydı.

     

    Vaşington için bu lanetlenmenin de ötesinde. Yanıt, teze göre küresel ticaretin üçte ikisi üzerinde Amerikan tekelini garantileyecek birkaç anlaşmayı kapı kapı satmak oldu. Bunlar Obama’nın seyahati esnasında Japonya ve Malezya gibi bazı kilit Asya ülkeleri tarafından tepkiyle karşılanan Trans Pasifik Ortaklığı ve ortalama Avrupalıların kesinlikle nefret ettiği, AB ile yapılan daha da sorunlu Trans-Atlantik Ortaklığı. Bu anlaşmaların ikisi de gizli olarak görüşülüyor ve özellikle ABD’li çok uluslu şirketler için kârlı durumda.

     

    Asya için, bunun yerine Çin Asya-Pasifik’e yönelik bir Serbest Ticaret Bölgesi öneriyor; her şeyin ötesinde Çin 10 üyeli Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin en geniş ticaret ağına sahip üyesi.

     

    Avrupa için ise, Pekin 12 günde Kazakistan, Rusya ve Belarus’tan geçerek Siçuan’ın başkenti Çengdu ile Polonya’nın Lodz kentini birbirine bağlayan demiryolunun uzatılmasını öneriyor. Toplam anlaşma son durağı Almanya’nın Duisburg kentinde olan Çongçing-Sincan Uygur Özerk Bölgesi-Avrupa ağı. Bunun dünyanın en önemli ticari yolu haline geleceği konusunda şüphe yok.

     

    Dahası var. Rusya-Çin arasındaki gaz anlaşmasının tamamlanmasından bir gün önce Başkan Xi Jinping elbette Rusya ve İran’ı da içeren ve ABD’yi dışarıda bırakan yeni bir Asya güvenlik işbirliği yapısı için çağrıda bulundu. Xi, Putin’i anımsatan bir şekilde NATO’yu bir soğuk savaş kalıntısı olarak tanımladı.

     

    Orta Asyalı “destekçilerin” yanı sıra Şangay’daki duyuruda başka kim vardı tahmin edin: Irak başbakanı Nuri el Maliki, Afganistan devlet başkanı Hamid Karzai ve daha da önemlisi İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani.

     

    Ortadaki gerçekler kendini anlatıyor. Çin Irak’ın petrol üretiminin en az yarısını satın alıyor ve ciddi bir biçimde enerji altyapısına yatırım yapıyor. Çin Afganistan’ın maden sanayine, özellikle de lityum ve kobalta büyük yatırım yaptı. Ve açıkça hem Çin hem de Rusya İran’da iş yapmaya devam ediyor.

     

    İşte savaşlar, ardı arkası kesilmeyen zorbalıklar, terbiyesiz yaptırımlar ve trilyonlarca yanlış harcanmış doların ardından Vaşington’un eline bu geçiyor.

     

    St Petersburg’da katıldığım en etkileyici oturum şüphesiz onur konuğu Li Yuanchao olan Şangay İşbirliği Örgütü’nün genişletilmesi çevresindeki ticari ve ekonomik olanaklar hakkındaydı. Ben muhtemelen o odada Çinli ve Orta Asyalılardan oluşan bir kalabalığın arasındaki tek Batılıydım.

     

    Şangay İşbirliği Örgütü büyük ölçüde terörizme ve silah ticaretiyle mücadele etmeye odaklanarak NATO’nun bir kopyası olmaktan çok daha ötesine geçmeye hazırlanıyor. Büyük işler yapmak istiyor. İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Moğolistan gözlemci konumundalar, ve çok uzun olmayan bir süre içinde tam üye olarak kabul edilecekler.

     

    Bir kez daha Avrasya bütünleşmesi harekete geçmiş durumda. Yeni İpek Yolu (Yolları) üzerinden ayrışmak kaçınılmaz, ve bu, pratikte Afganistan (maden) ve İran (enerji) ile daha yakın bir bütünleşme olarak okunabilir.

     

    Yeni Kırım patlaması

    St Petersburg aynı zamanda Çin’in, şu anda Rusya’nın mülkiyetinde olan keşfedilmemiş sulara, enerji zenginliğine sahip Kırım’da nasıl bir dizi projeyi finanse etmek istediğine de açıklık getirdi. Projeler Kerç Boğazı üzerinde Kırım’ı anavatan Rusya’yla bağlayacak önemli bir köprüyü, Kırım limanlarının genişletilmesini, güneş enerjisi tesislerini ve hatta özel ekonomik alanlar üretmeyi kapsıyor. Moskova bunu ancak Çin’in Kırım’ın katılmasına yönelik açık onayı olarak yorumlayabilir.

     

    Ukrayna’ya gelince, o da Putin’in St Petersburg’da belirttiği gibi hesaplarını ödeyebilir. Avrupa Birliği’ne gelince ise, en azından Avrupa Komisyonu’nun ayrılan başkanı Jose Manuel Barroso açık durumu anladı: Rusya’yı karşıya almak tam olarak bir kazanma stratejisi değil.

     

    Carnegie Moskova Merkezi’nin müdürü Dmitry Trenin nafile yere Batı’ya bu konuda tavsiyede bulunan birkaç kişiden biriydi: “Rusya ve Çin’in daha da yakın işbirliğine girmesi muhtemel… Böyle bir çıktı kesinlikle Çin’in işine yarar, ancak Rusya’ya ABD’nin jeopolitik baskısına direnme, AB’nin yolda olan enerji konusundaki yeniden yönelimini telafi etme, Sibirya’yı ve Uzakdoğu’yu geliştirme ve kendini Asya-Pasifik bölgesiyle bağlama şansı verecektir.

     

    Yeniden (İpek) Yol(un)da

    İran’a doğru genişleme olasılığı taşıyan Çin-Rusya stratejik birlikteliği 21. Yüzyılın başlarında ortada duran temel gerçek. BRICS, Şangay İşbirliği Örgütü, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve Bağlantısızlar Hareketi çevresinde genişleyecek.

     

    Elbette her zamanki maşalar yine tek olası geleceğin “mülayim” bir imparatorluk tarafından yönetilebileceği fikrini pazarlamaya devam edecek. Sanki gerçek dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca insan, hatta bilgi sahibi Atlantikçiler bile buna ikna olacak kadar enayiymiş gibi. Yine de tek kutupluluk ölmüş olabilir ama dünya ne yazık ki hala onun cesedinin yükünü taşıyor. Bu ceset, yeni Obama öğretisine göre, şimdi “ortakları güçlendiriyor”.

     

    Dylan’ın sözlerini (Roma’dan ayrıldım ve Brüksel’e gittim) değiştirerek, St Petersburg’dan ayrıldım ve Avrupa’nın ağır çöküşünün bir başka bölümünü; parlamento seçimlerini izlemek için Roma’ya gittim. Ancak bundan önce, estetik bir aydınlanmaya şahit olma şansını yakaladım. Adeta ıssız bir halde olan Rusya Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü’nü ziyaret ettim ve burada iki kendini adamış, son derece bilgili araştırmacı beni muhtemelen dünya üzerindeki en olağanüstü Asya el yazmaları koleksiyonuna ait bazı parçaları içeren özel bir tura çıkardı. İpek Yolu seyahatlerinin bir fanatiği olarak bu belgelerin bir çoğunu daha önce duymuştum, ancak onları hiç bizzat görmemiştim. İşte oradaydım, Neva’nın kıyısında, (tarihi) bir şeker dükkanına girmiş bir çocuk gibi, Vedik ve Sanskritçe yazılmış, Dunhuang’dan Moğolistan’a kadar tüm bu şaheserlerin içine gömülmüş, geçmişin ve geleceğin İpek Yollarını hayal ediyordum. Orada sonsuza dek kalabilirdim.

    Kaynak: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/st-petersburgdan-gorunen-gelecek-haberi-93139

    Yorum yapma kapalı.