Ukrayna’da siyasi kaosun darbeyle sonuçlanması, yeni yönetimi tanımayan Rusya’nın özellikle Kırım’daki vatandaşlarını ve donanmasını korumak için harekete geçmesi, buna Batı’dan gelen “ambargo” kararlılığı eklenince, siyasi krizde tarafların geri adım atma ihtimali gittikçe zayıflamaya başladı.
Moskova’nın Yanukoviç’i seçimle gelmiş başkan olarak tanıması, ABD’nin Yanukoviç’i “Ukrayna parlamentosu Rada tarafından hukuken görevine son verilmiş eski başkan” sayıp yeni yönetimi tanıması, tarafların “orta yolda buluşma” ihtimalini ortadan kaldırıyor.
Başkan Putin’in Kırım’a asker yollamayı şimdilik düşünmediklerini açıklaması, Moskova’nın gerilimi daha da tırmandıram taraftarı olmadığı görüşünü güçlendirdi. Ancak Batı’nın “Rus askerlerinin zaten Kırım’a gidip konuşlandıklarında ve geri çekilmeleri gerektiğinde” ısrarı, Rusya ile ABD’yi “Soğuk Savaş” yıllarını aratacak bir “sıcak çatışma” tehlikesinin eşiğine getirdi.
Farklı senaryolar tartışılırken, görünen tablo, Rusya’nın tanımadığı yeni Kiev yönetimine tavizle geri adım atmayacağı, Batı’nın Moskova’ya karşı ekonomik ağırlıklı ambargodan ileri gidemeyeceği, ekonomik iflasın eşiğindeki Ukrayna’da iç dengelerin uzun süre yerine oturmayacağı, Rus çoğunluğun olduğu bölgelerdeki protestolarla krizin Kırım’ın dışına taşacağı, Rusya’ya dayatmalar artarsa sorunun Ukrayna’yı ikiye bölecek noktaya kadar taşınabileceği yolunda.
Bu çerçevede Rusya’nın elini güçlendirecek en önemli koz olarak, 30 Mart’ta Kırım’da yapılacak olan referandum görünüyor. Nüfusunun yüzde 60′tan fazlası Rus kökenlilerden oluşan Kırım’da, bağımsızlık kararının alınması durumunda, Batı’ya karşı “halkın kendi kaderini tayin etme hakkı”na atıf yapılarak Moskova’nın politikalarına zemin yaratılması planları konuşuluyor.
Kiev’in Moskova ile orta bir yol bulabilmek için, Kırım’ı “konfederasyon” sistemi içinde, öz yönetim yetkilerini daha da arttırarak “Ukrayna’dan kopma” ısrarından vazgeçirmeye çalışabileceği de konuşuluyor.
Pek çok siyasi gözlemci, eğer karşılıklı adımlarla orta vadede yumuşama sağlanamazsa, Kırım’da Rusya’nın kontrolü elinde tuttuğu “fiili durum”un kalıcı olacağı, gerçekleşme ihtimali en yüksek senaryolardan biri olarak “Abhazya-Güney Osetya örneği”nin gündeme geleceği görüşünde. Yani Kırım’ın fiilen Ukrayna’yla bağını koparacağı, sonrasında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesi, tanıma kararıyla da Rusya’nın koruması altına girmesi seçeneği ihtimal dahilinde.
Abhazya ve Güney Osetya’da ne olmuştu?
Abhazya, Gürcistan toprakları içinde yer alan bir özerk cumhuriyet iken, 1990′ların başında merkezi otoriteye başkaldırmış, çıkan savaşın ardından Rusya’nın desteği ile 1994′te bağımsızlığını ilan ederek de facto (fiili) bir devlet olmuştu. 2008′de Rusya ile Gürcistan arasında çıkan savaşın ardından Abhazya bağımsız devlet olarak Tiflis ile tüm ilişkisini kesmiş, Rusya, Nikaragua, Venezuela gibi bazı ülkeler tarafından tanınmıştı.
Güney Osetya da benzer bir yoldan geçti. Sovyetler Birliği döneminde Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bünyesinde kurulmuş “Güney Osetya Otonom Bölgesi”, 1990 yılında Gürcistan’dan bağımsızlık ilan ederek “Güney Osetya Cumhuriyeti” adını almışlardı. Gürcistan askeri müdahalede bulununca 1991-1992 arasında savaş yaşandı. Gürcistan, son olarak 2008′de güç kullanarak bölgeyi ele geçirmeye çalışınca Rusya’nın dahil olduğu savaş çıktı ve sonuçta Gürcüler yenilince bölgenin “de facto” bağımsızlığı ilan edildi. Güney Osetya devletini, tıpkı Abhazya gibi Rusya, Venezuela, Nikaragua, ve ada devletleri Nauru ile Tuvalu tanıyor.
Gürcistan halen bu iki bölgenin de kendi toprağı olduğunu savunuyor ama fiili durumu değiştirmeye gücü yetmiyor.
Rusya, Abhazya ve Güney Osetya’nın Gürcistan ile aralarında çatışmanın başlamasıyla bölgeye arabulucu sıfatıyla yolladığı askeri varlığı hep tutumuş, sonunda bu güçlerin varlığı “fiili bağımsızlık” kararlarının alınmasına güvence yaratmıştı. (Karikatür: Parish Nath)
Kaynak: http://www.turkrus.com/64602-










