devletinin istikrarı hakkındaki olumsuz değerlendirme ‘2104 yılında halk çalkantıları, ayaklanmaları ve isyanları tehlikesi taşıyan 19 ülke’ listesi çerçevesinde yapıldı. Bu listede diğer eski SSCB cumhuriyetleri olan Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan da halk ayaklanması konusunda ‘yüksek risk’ taşıyan ülkeler olarak yer aldırlar. Tüm bölge ülkeleriyle sınırı olan tek Orta Asya devleti konumunda bulunan Özbekistan’a ilişkin The Economist’teki yazıya dair Rusya’nın Sesi Radyosu’nda yayınlanan haber şöyle;
The Economist olası siyasi istikrarsızlığın nedenleri arasında ekonomik krize yönelik geç kalınmış önlemler ile siyasi rejimlerin özel durumlarını gösteriyor. Dergi, ekonomik sorunların ciddi sosyal ve siyasi istikrarsızlık yaratmak için gerekli ama yeterli olmadığını belirtiyor. Gelirlerin azalması ve yüksek seviyede işsizlik her zaman kargaşa ile sürmüyor. Dergi kargaşanın, gelirlerde aşırı eşitsizlik, sosyal güvencenin düşük olması, etnik gerginlik, demokrasi krizi olması durumunda yaşanabileceğini belirtiyor.
Bu arada uzmanla Özbekistan’ın, komşu ülkelerin çoğunluğuna kıyasla siyasi ve sosyal açıdan yeterince istikrarlı olduğuna dikkat çekiyorlar. BDT Enstitüsü Orta Asya Bölüm Başkanı Andrey Grozin bu konuda şunları söylüyor:
“Özbekistan, komşularına kıyasla yeterince güçlü bir ülke. Özbekistan hammadde ve nüfus potansiyeli (Orta Asya cumhuriyetlerinin yarı nüfusu Özbekistan’da yaşıyor) açısından güçlü bir ülke. Ülkenin askeri potansiyelini de vurgulamak gerekiyor. Bazı uzmanlar Özbekistan’ın askeri gücünün Orta Asya’nın en büyüğü olduğunu belirtiyorlar. Tabii ki bu gücün reel olarak sınanması yaşanmadı. Ancak bu yönde böylesi bir görüş mevcut.
Özbekistan oldukça sert bir siyasi sisteme sahip. İktidar, güvenlik güçleri aracılığıyla ülke hayatının tüm sosyal-siyasi yönlerini kontrol etmeye çalışıyor. Görüşüme göre son zamanlara kadar Taşkent bunu başarabilmişti. Andijan’daki askeri darbe denemesinin çok sert bir şekilde bastırıldığını herkes iyi hatırlıyor. Bunun ardından Batı’nın Taşkent’e yönelik gösterdiği baskılar başarıyla sonuçlanmamıştı. Sonuçta Batı, Özbekistan ile ortaklık ilişkilerini geliştirmeyi daha gerekli görmüştü”.
Stratejik açıdan Özbekistan’da uzun vadeli bir şekilde yer almak Batı’nın çıkarlarına daha çok hizmet ediyordu. The Economist dergisinin Özbekistan’daki siyasi-sosyal durum hakkındaki sert değerlendirmeleri Taşkent’e yönelik bir tür baskı yöntemi olabilir. Esasen İslam Karimov, Batı’nın kucağına itiliyor. Pek çok uzmanın Özbekistan’ın istikrasızlığına yönelik ciddi iç tehlikeler görmediği bir durumda bu çabaları cesaretli olarak nitelendirmek mümkün.
Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Komşu Ülke Sorunları Araştırma Merkezi Orta Asya Bölüm Başkanı Dmitriy Aleksandrov konuyla ilgili olarak şu görüşleri ifade ediyor:
“Elbette Özbekistan’da, herhangi bir ülkede olduğu gibi, bir dizi sosyal sorun var. Özbekistan Orta Asya cumhuriyetlerinin en fazla nüfusa sahip ülkesidir. Burada 30 milyon kişi yaşıyor. Özbekistan’ın ciddi bir devlet aygıtına ve ekonomik imkânlara sahip olduğunu vurgulamak istiyorum. Her zaman başarı elde etmek mümkün değil. Fergana Vadisi ve aşırı İslami gruplarla ilgili riskler olduğu doğrudur. Ancak yarın veya bir sonraki gün Özbekistan’ın patlayacağını söylenemez. Bunun gerçekle bir ilgisi yok”.
Bu arada bazı gözlemciler İslam Karimov’un ailesinde meydana gelen bir dizi skandala dikkat çekiyorlar. Bu skandallar genellikle Cumhurbaşkanı’nın kızı Gülnara ile ilgiliydi. Esas ilgi çeken ise skandalların meydana gelmesinden çok bu konuların kamuoyunun bilgisine gelmesiydi. Olayın ortaya çıkmasına izin veren İslam Karimov büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Demek ki Karimov, herkesin düşündüğü kadar güçlü değil. Böylesi bir durum tespiti iktidar mücadelesini artırıyor. Asya şartlarında iktidar ise kavgası genellikle kanla sonuçlanıyor.
Andrey Grozin sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Özbekistan’da üst düzey iktidarın yani Cumhurbaşkanının er veya geç doğal nedenlerle değişmesinin devlet istikrarını etkileyecek tehlikeli, beklenmedik unsurlar yaratacağına yönelik bazı korkular var. Elitlerin kavgası ve bununla ilgili her şey ülkedeki durumu gerçekten de olumsuz etkileyebilir. Ancak bunun gelecek yıl veya yakın bir süre sonra olacağını söylemek doğru olmaz. İslam Karimov’un çok yakın bir süre sonra gideceği uzun yıllardır söyleniyor. Ancak Karimov yeterince sağlam bir şekilde iktidarı elinde tutmaya devam ediyor. The Economist’in bu noktada durumu biraz abarttığını düşünüyorum”.
Ancak Özbekistan’daki siyasi istikrarsızlık tehlikesi gerçekten de mevcut. Ancak bu tehlike ülkenin güney sınırının ardında bulunuyor. Tacik siyaset bilimci Parviz Mullocanov’un görüşüne göre Amerikalıların Afganistan’dan ayrılmasından sonra askeri eylemler ciddi şekilde artacak, güney gölgeleri Talibanlara geçecek ve burası Paştun güneyi ve Paştun olmayan kuzey olarak ikiye bölünecek. Mullocanov, önemli ölçüde Tacikler tarafından kontrol altından tutulan Afgan ordusunun bölüneceğini ve polis kuvvetlerinin çoğunluğunun Paştunlara geçeceği tahmininde bulunuyor. Siyaset bilimci aynı zamanda Afgan rejiminin de düşürülebileceğini söylüyor. Bu ise yeni, uzun ve sert sürecek bir iç savaş ve ülkenin potansiyel olarak ikiye bölünmesi anlamına geliyor.
Bu noktada en az öngörülebilen unsuru ise Talibanların kendileri oluşturuyor. Talibanlar artık kadro ve ideolojik olarak 1990’lı yıllardaki Talibanlar gibi değiller. 90’lı yıllardaki Talibanlar ulusal değerleri ön plana çıkarırken şimdiki Talibanlar daha çok Cihatçı bir tavır sergiliyorlar. İktidara gelecek Talibanlar uluslararası topluma kulak vermeden yol alacaklardır. Batı ise işgali bir kez daha tekrar etmeyecektir. Mullocanov Orta Asya ülkeleri için en büyük tehlikenin, olayların bu şekilde gelişmesinde yattığını düşünüyor.
Andrey Grozin de bu görüşe katılıyor:
“Bunların gerçekleşmesinin ardından ne olacağına dair pek çok tahmin var. Amerikan birlikleri tamamen mi çıkarılacak yoksa Amerikalılar Karzai’yi Afganistan’da bazı birliklerin bırakılması için ikna mı edecekler? Amerikalılar Afganistan’a komşu ülkelerde tutunabilecekler mi? Bu yönde uğraş verecekler mi? Bir dizi soru ise birliklerin Afganistan’dan nasıl çıkarılacağı ve Talibanların bu durumda ne yapacaklarıyla ilgilidir. Bir başka önemli husus ise Nisan ayında Afganistan’da düzenlenecek Cumhurbaşkanlığı seçimleridir”.
Bölgedeki duruma yönelik tahminlerde eksik pek çok nokta mevcut. Ancak yine de genel bir kaygı havası gözlemleniyor. Andrey Grozin, Devlet Başkanı’nın bu tehlikenin gerçek olduğunu kabul ettiği bir durumda olaya ciddi yaklaşılması gerektiğini düşünüyor:
“Özbekistan yakın bir süre önce Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden çıktı ve herhangi bir yerden kolektif yardım olasılığını yitirdi. Çünkü Özbekistan başka bir uluslararası güvenlik örgütüne üye bulunmuyor. Bir dış tehlike durumda Özbekistan yalnızca kendi gücüne güvenmek zorundadır. Özbek silahlı birimleri hakkında ne denirse densin Özbekistan’ın Afganistan’daki farklı İslami grupların yaratacağı tehlikeyi bertaraf edecek bir gücü bulamayacağı görülüyor. Bu grupların Kuzey’de faaliyetlerini artırması durumunda Özbekistan’ın dış yardıma ihtiyacı olacak. Afganistan’daki süreçlerin olumsuz yönde gelişmesi durumunda Özbekistan’ın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne geri dönmeyi düşünebileceğini olasılık dışı görmüyorum. Afganistan’da durumun ciddi anlamda kötüye gitmesi durumunda Taşkent’in dış siyasetini bir miktar değiştirebileceğini düşünüyorum”.
Özbekistan, Kazakistan ile birlikte Orta Asya’da bölgesel istikrarın dayanağını oluşturuyor. Bu arada Özbekistan tüm bölge ülkeleriyle sınırı olan tek Orta Asya devleti konumunda bulunuyor. Bölgeyi dış dünya ile bağlayan tüm lojistik ağlar, ulaşım hatları bu ülkeden geçiyor. Özbekistan’ın Orta Asya’nın jeopolitik merkezinde yer aldığını söylemek abartı olmayacaktır. Bu nedenle Özbekistan’daki istikrarsızlık olasılığı bile yalnızca komşu ülkelerini değil dünyanın önde gelen Rusya dâhil tüm oyuncularını kaygılandırmalıdır.










