anayasal süreç ve günümüzde anayasal düzeni tehdit eden tehlikeleri de anlatan uzun bir açıklama metni yayınladı. Açıklama şöyle;
“30 Ağustos, Türkiye’de “Zafer Bayramı” olarak kutlanırken, Kazakistan’da “Anayasa Günü” olarak kutlanmaktadır.
16 Aralık 1991’de bağımsızlığa kavuşan Kazakistan Cumhuriyeti, çağdaş dünya devletleri arasındaki saygın yerini kazanabilmek ve bir hukuk devleti olarak kendi ülkesinde, bölgesinde ve dünya ülkeleri arasında barış ve işbirliğini kurup, destekleyebilmek için öncelikle güçlü bir Anayasa yapma yoluna gitti.
İlk Anayasa, 28 Ocak 1993’de, Sovyetler Birliği dağıldığında işbaşında olan Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti tarafından kabul edildi. “Başkanlık Sistemi”ne benzer özellikler taşısa bile, esas itibariyle “Parlamenter Cumhuriyet Sistemi”ni andıran Anayasa’nın uygulanma sürecinde, Kazakistan Yüksek Sovyeti (Meclisi), “Meclis Hükümeti” gibi davrandığı için arzu edilen reformlar yapılamadı.
30 Ağustos 1995’te, halk oylaması ile kabul edilen ve bugün halen yürürlükte olan ikinci Anayasa, Kazakistan’da başkanlık sistemini kurdu ve iki kanatlı parlamento oluşturdu. Gerek Kazakistan’daki sosyal barışın sağlanması, gerekse bölge ve dünya ölçeğindeki barış ve işbirliğinin tesisine yönelik girişimlerin ortaya çıkması çalışmalarında Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’e güç veren, Kazakistan’ın çağdaş dünya devletleri arasındaki kalkınmış ve saygın konumuna ulaşması için en uygun hukuk ortamını sağlayan Anayasa’nın 18’inci yıldönümü kutlanmaktadır.
Konuyla ilgili olarak, Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev tarafından yazılan kitaplardan derlediğimiz bölümler aşağıda verilmiştir. Yakın tarihimizin yeniden hatırlanmasını sağlayacak bilgilerin zevkle okunacağını düşünüyoruz.
“Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan Anayasa taslağı, Yüksek Sovyet milletvekillerinin (tüm ülkeye yapılan televizyon yayınıyla) halka açık olarak günlerce yaptıkları tartışmalardan sonra, Yüksek Sovyet tarafından 2 Haziran 1992 tarihindeki ilk oturumda kabul edildi. Taslak, bir hafta sonra, Aralık 1992’ye kadar sürecek olan halk tartışmaları için merkezi ve yerel gazetelerde yayınlandı. Sonunda, 28 Ocak 1993’te, Kazakistan Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti açık oylama yaparak, neredeyse oybirliğiyle (çekimser 1, ret 2) Kazakistan Cumhuriyeti’nin ilk Anayasa’sını kabul etti. Yüksek Sovyet oturumunun yapıldığı salondaki elektronik tabloda oylama sonuçları açıklandığında salonda bir alkış tufanı koptu. Salonda heyecanlı bağrışlar duyuldu: “Yaşasın Kazakistan!”, “Yaşasın Anayasa!” Bir kısım milletvekillerinin gözlerinin yaşardığını fark ettim.
Bu, bağımsız kalkınma yoluna düşen Kazakistan halkının yaşamında gerçekten de tarihi bir olaydır. 1993 yılı şartlarında kabul edilen Anayasa; sosyo-ekonomik ve politik reformlar yapılmasına karşı çıkan toplum kesimiyle, Kazakistan SSC’nin demokratik, medeni bir devlet olması için değişmesi gerekliliğini ve kaçınılmazlığını anlayan toplum kesimi arasındaki bir uzlaşma olmuştur. 93 Anayasası, o dönemde, yenileşme yolu üzerinde atılması gereken ilk adımların atılmasına imkân sağlamıştır.
Ancak, yürürlüğe girdikten hemen sonra, ilk Kazakistan Anayasası’nın taşıdığı eksiklikleri, her şeyden önce de, gerçek sosyo-ekonomik ve politik süreçlerden kopukluğu, ortaya çıktı.
Anayasa’da, çeşitli devlet kurumları arasında ortaya çıkabilecek görüş ayrılıklarını giderecek mekanizmaların bulunmaması; yürütme ve yasama organları arasındaki çelişkileri arttıran objektif nedenlerden biri olmuştur. Başka bir deyişle, 1993 Anayasası, devlet yapısının mükemmelleştirilmesi, sosyo-ekonomik ve politik reformların geliştirilmesi yolunda hukuki bir engel olmuştu. Sürekli olarak, hangi organın daha önemli olduğu tartışılmaktaydı.
Her şeyden önce, “tarihi bir uzlaşma” olan Anayasa, bu Anayasa’da; amaçlarımız ve sosyal kalkınma öncelikleri belirlenmediği için, tüm toplum beklentilerine cevap veremedi.
Bundan başka, Anayasa’nın kabul ediliş yöntemi de şikâyetlere neden oldu. Anayasa’yı, halk değil de, Sovyet yasalarına göre oluşturulmuş Yüksek Sovyet kabul etti. Memurlar da, kendilerine ve bu arada da halka onu hediye etti gibi bir algılama oluşmuştu. Anayasa’nın, Devlet Başkanı’nın yurt içinde ve uluslararası ilişkilerde devleti temsil etmesiyle ilgili hükümlerine rağmen, Anayasa’yı kabul eden ve dolayısıyla da Başkanlık biçimindeki yönetim şekline karar veren Yüksek Sovyet’in, Kazakistan halkı adına hareket etme hakkını uhdesinde bıraktığını söylemek yeterli olacaktır. Yüksek Sovyet’in, özünde hala “Sovyet” tipi erk üzerindeki hegemonyasını koruma arzusu burada ortaya çıkmıştır.”
“Ülkemizin ilk Anayasa’sı, 1993 yılının Ocak ayında yürürlüğe girince ortaya çıkan eksiklikler, Anayasa’nın; sosyal, ekonomik ve siyasi ortamdan çok uzakta olduğunu gösterdi. Rüzgâra kapılarak yükselenin havası çabuk tükenirmiş. 1993 yılındaki Anayasa, egemen Kazakistan’ı kuracak hukuki temel olmadığını gösterdi.
Aralık 1993’te kritik bir duruma maruz kaldık. Yeni para birimine geçmiş olmamıza rağmen, şartlar, yeni ve cesur kararlar gerektiriyordu. Ekonomik alandaki kanunların bir gün bile geciktirilmesi, bir yılda doldurulmayacak boşluk yaratabilir ve yanlışlığa götürebilirdi. Fakat Hükümet ne kadar acele etse de, Parlamento uyum göstermedi. Ekonomideki düzensizliğin yarattığı tehlike büyüdü. Yüksek Sovyet’in verimsiz tartışmaları uzayıp gitti. Toplantılar arasındaki süreler çok uzadı. Parlamento, bu hareketiyle reformların hukuki esaslarının oluşturulmasını kasıtlı olarak mı geciktiriyor(?) şüpheleri duyulmaya başladı. İcranın başı olan Hükümet reform yapamadı. 1994 yılında tengenin değer kaybedişi bundan kaynaklanmıştı. Hükümet, işletmelerin ve yerel organların baskısına karşı koyamadı. İşletmeler kendi aralarındaki hesaplaşmaları düzene sokamayıp, gidişatı başıboş bıraktı. Bunlar, ülkemizin mali-ekonomik politikasının tamamen serbest olduğu bir ortamda, Yüksek Sovyet’in kanun çıkaramayışından kaynaklanıyordu.”
“Anayasa yapılması sürecinin başlangıç aşamasında, önümüzde duran ödevler son derece karmaşık, çeşitli ve sorumluluk gerektiren görevlerdi. Öncelikle; yeniden oluşturulan devletin, devlet erkinin ve yönetiminin her yönüyle sağlamlaştırılması gerekiyordu. İkinci olarak; ekonominin köklü bir şekilde reforme edilmesi ile derin krizden çıkarılmasının önündeki ivedi sorunların çözülmesi gerekiyordu. Üçüncü olarak; dış politikayı yapılandırmak lazımdı. Dördüncü olarak; yurt içindeki siyasi istikrarın sağlanması ve son olarak da; medeni dünyada kabul edilen insan hak ve özgürlüklerinin teyit edilmesi ve demokratik kurumların geliştirilmesiyle ilgili görevlerin tamamının çözülmesi gerekiyordu.
Anayasa’nın kabulünden önce, uzun ve gergin bir çalışma döneminden geçildi. Çok sayıda, özellikle de 20’nci yüzyılın ikinci yarısında, kabul edilmiş Anayasa dikkatle analiz edildi. Bizim için önemli olan, çeşitli gelişim düzeyinde bulunan, çeşitli sosyo-kültürel, ulusal ve diğer özelliklere sahip hukuki sistemleri olan ülkelerde, Anayasa’ların temel görevleri olan istikrarın güçlendirilmesine, halkın refah düzeyinin yükseltilmesine ve demokrasinin geliştirilmesine nasıl yardımcı olduğunun kavranmasıydı. İncelediğimiz bölge oldukça genişti; Avrupa, Asya, Orta ve Latin Amerika. Bizzat ben, dünyadaki yirmi Anayasa’yı özetledim ve analiz ettim.”
“Ben dünya ülkelerindeki Anayasa kurumları, yönetim alanında işbirliği, siyasi partiler, sendika çalışmaları, insan hakları, mülkiyet ve benzeri konularla ilgili olarak pek çok kaynağı taramak ve incelemek zorunda kaldım. Bunların hepsi de yeni taslakta dikkate alındı. Tabii, kendi özelliklerimiz de unutulmadı. Mesela, 1995 yazında “dinlenirken”, yeni Anayasa taslağını kamuoyuna sunmaya bir kaç hafta kala, 12 ülkenin Anayasa’sını incelemiştim.
Böylece Anayasa taslağının kamuoyuna sunulması kararını imzaladım. Sonunda taslak üzerinde tenkit ve tekliflerin alınması safhasına ulaştık. Bize, her gün, dikkatle incelenen düzinelerce teklif getiriliyordu. Basında yayınlananlar ise ayrı bir âlem…
Ülkemizde 33 bin grup tartışması düzenlendi. Buna 3 milyonu aşkın vatandaş katıldı. Buradan 30 binden fazla teklif ve tenkit geldi. Taslağın yarısından çoğunda, açık ifade edersek 55 maddesinde 1.100 düzeltme ve değişiklik yapıldı.”
“Yeni Anayasa taslağı tartışmalarına 3.345.000’den fazla Kazakistanlı katıldı. Bunlar, öneri ve uyarı içeren 31.886 başvuru yaptı. Tüm bunların neticesinde, taslakta yer alan 98 maddeden 55’inde, 1.100 düzeltme ve ekleme yapıldı. Ayrıca, gelen başvurulara uygun olarak, Anayasa’da yeni bölümler açıldı, bir takım yeni maddeler eklendi. Sonradan yaptığımız incelemede, Anayasa’nın 18 farklı taslağının hazırlandığını gördük.”
“… 30 Ağustos’ta (1995), yukarıda belirttiğim Kararname’ye uygun olarak, Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası halkoylaması yapıldı. 19 kuruluşun temsilcileri halkoylamasında gözlemcilik yaptı. Yabancı gözlemci olarak Macaristan, Mısır, Kanada, Polonya, Romanya, Tacikistan, Ukrayna ve diğer ülkelerin temsilcileri katıldı.
Seçmenlerin % 90,58’i halkoylamasına katıldı. Bunun % 89,14’ü yeni Anayasa’ya “evet” dedi. Sonuçlara göre, Kazakistan Cumhuriyeti’nin yeni Anayasa’sı kabul edildi. Bu bir zaferdi. Halkoylamasına katılımın yüksek olması, ülke Anayasa’sında ilan ettiğimiz rotanın vatandaşlarımız tarafından desteklendiğinin bir göstergesi oldu.”
“Eğer mevcut Anayasa’mız analiz edilecek olursa, Fransa Cumhuriyeti Anayasası’na yakınmış gibi gelebilir. Ancak bu, sadece ilk bakışta böyle. Çalışma grubu üyelerine, herhangi bir Anayasa’yı kopyalama değil, diğer devletlerin deneyimlerini analiz ederek, ülkemizin ihtiyaçlarına en yüksek düzeyde cevap verecek Anayasa taslağı hazırlama görevi vermiştim. Bu yüzden, Anayasa’mızın tüm maddelerinde; Kazakistan imzası, kendi “ben”imiz; yani Kazakistanlıların dünya görüşüne, Kazak halkının eski geleneklerine ve yüzümüzü döndüğümüz geleceğimize uyan ne varsa o görülmektedir.”
“Ülkenin yeni Anayasa’sının bir önceki Anayasa’dan pek çok konuda ilkesel farklılık taşıyan hatları adım adım belirmeye başladı. 1993 Anayasası’nda Kazakistan’ın demokratik bir ülke olduğu ilan ediliyordu. Ancak bunun sadece bir niyet olduğu açıkça ortadaydı. Çünkü gerçek demokrasi için daha çok yol kat etmek gerekiyordu. Bununla birlikte sorun, Kazakistan’ın sadece demokratik değil, aynı zamanda bir hukuk devleti ve sosyal devlet olması gerektiği şeklinde önümüzde durmaktaydı. Bu da yine ulaşılacak bir hedefti.
Bu yüzden, yeni Anayasa’ya şöyle yazılmasına karar verildi: “Kazakistan Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.” Bu Kazakistan’ın böyle bir devlet inşa etme yolunda ilerlediği anlamına gelmekteydi.
Yeni Anayasa’da yönetim şekliyle ilgili konunun kesin karara bağlanması son derece önemliydi. 1993 Anayasası’nda bu konuda net bir cevap verilmiyordu. 93 Anayasası Kazakistan’ın bir cumhuriyet olduğunu ilan ediyordu ama nasıl bir cumhuriyet olduğunu somutlaştırmıyordu. O sıralarda Kazakistan’da, aynı anda hem başkanlık, hem de parlamenter cumhuriyetin emareleri mevcuttu. Bir taraftan Devlet Başkanı devletin başıydı. Diğer taraftan ise Yüksek Meclis’le ilgili bölümün, Devlet Başkanıyla ilgili bölümden önce geldiği Anayasa çatısı, en yüksek temsil organının devlet hiyerarşisinde üstünlüğünü öngörmekteydi. Bu, Anayasa’nın diğer bir kısım hükümlerine de yansımıştı. Örneğin, Anayasa ile belirlenen devlet düzeninin temelleri konusundaki dördüncü maddede, Kazakistan halkı adına hareket etme hakkı sadece Yüksek Meclis’e ve Devlet Başkanı’na aittir yazıyordu (yani, Yüksek Meclis birinci sırada yer almaktaydı). Ayrıca, Yüksek Meclis, milletvekili toplam sayısının 2/3’ünün oylarıyla halk tarafından seçilmiş olsa da Devlet Başkanı’nı ve Yardımcısını görevden alabiliyordu.
Kazakistan’da, devlet sorunlarının çözümlenmesi için, devlet erkleri tarafından kullanılacak hak ve sorumluluklar, anayasa düzeyindeki hükümlerle net bir şekilde belirlenmiş değildi.
Tanıma göre parlamenter cumhuriyet; başlıca rolün, her biri kendi amaçlarını güden politik partilere ait olduğu devlet erkinin gerçekleştirilmesi şeklidir. Kendi sosyal temeli olan büyük politik örgütlerin olmadığı ve olgunlaşmadığı koşullarda parlamenter cumhuriyetten söz edilemez. Gelişmiş demokratik ülkelerin deneyimleri, böylesi bir modelin Kazakistan için uygulanamaz olduğunu göstermiştir. Parlamenter cumhuriyetlerde sık yaşanan politik krizler, yasama organının tekrar tekrar seçilmesi ve hükümet değişiklikleri karakteristiktir. Ağır ekonomik kriz koşullarında bağımsızlığını tesis eden yeni bir devlet için, bu, kaçınılmaz olarak kaosa ve ekonomide durgunluğa yol açardı. O dönemde, reformların hayata geçirilmesi için istikrarlı bir devletten daha önemli hiç bir şey yoktu.
Yeni Anayasa, Kazakistan’ı başkanlıkla yönetilen bir cumhuriyet olarak ilan etti. Yukarıda da belirttiğim gibi Başkanlık sistemi tesadüfî olmamıştır. Bu sistem, tam da Kazakistan için en optimal yönetim şekliydi ve toplumun politik ve ekonomik alanlarında başarılı bir şekilde reformasyona tabi tutulması için en uygun koşulları yaratacaktı.
Bununla birlikte, Kazakistan Devlet Başkanı’nın yetkileri sınırsız değildi. Bu sistemde iktidarın istismar edilmesine izin vermeyecek kısıtlamalar ve dengeler tesis edilmiştir.
Anayasa’nın 3’üncü maddesinde formüle edilen devlet erkinin tek bir bütün olduğu ve kollara ayrıldığı ilkesi de uzun müzakerelere sebep oldu. Bir kısım Batılı ülke örneği ışığında, bir önceki Anayasa’da erkin kendisinin bölünmesinden bahsedilmekteydi. Uygulamada da görüldüğü gibi, bu, Kazakistan koşullarında her “erkin” kendini diğerinden bağımsız kabul etmesine, devletin çeşitli kurumları arasında ihtilaflar çıkmasına neden olabilecek yanlış bir karardı.
Yeni Anayasa tek devlet erkinin üç kola ayrıldığı bir mekanizmayı öngörmekteydi. Bu mekanizma; bir taraftan her üç kolun sıkı işbirliği yapmasına, diğer yandan ise karşılıklı birbirini dizginlemesine ve birbirinin, Anayasa ile diğer kanunlar çerçevesinde belirlenmiş yetkilerine müdahale etmesini engellemeye yönelikti.
Bundan başka, Anayasa’nın 4’üncü maddesinde, bir önceki Anayasa’da yer verilmeyen “yürürlükteki hukuk” kavramı yer alıyordu. Burada sadece onaylanmış uluslararası sözleşmelerin ülke kanunları önünde üstünlüğe sahip olduğu belirtiliyordu. Bu hüküm, bir kısım uluslararası hukuk üstünlüğü yandaşlarını memnun etmedi. Ancak sonuçta, bu madde, tam da bu yazılışla kabul edildi. Bu hüküm, daha sonra, Anayasa’nın üstünlüğü temeline oturan tek hukuk uygulaması oluşturulmasında çok yardımcı olmuştur.
Anayasa’nın 5’inci maddesi, ilk defa, demokrasinin en önemli emarelerinden olan ideolojik ve politik çeşitliliği ilan etmiştir. Bu hüküm, diğerlerinin yanı sıra politik partilerin ve diğer toplum örgütlerinin faaliyetlerinde serbestlik öngörmektedir. Bu aşamada ülkemize ideolojik konularda bu kadar serbestlik gerekli mi(?), toplumumuz buna hazır mı(?), bu, istikrara zarar vermez mi? gibi sorular ortaya çıkmıştı. Binaenaleyh biz demokrasiden yana karar aldık.
Bu arada ben, politik çeşitliliğin, her şeyin caiz sayıldığı bir duruma dönüşmemesi gerektiğinin altını çizmiştim. Buna bağlı olarak, Anayasal düzeni zorla değiştirmeye, ülkenin bütünlüğünü ihlal etmeye, devletin güvenliğini sarsmaya, sosyal, ırki, milli, dini, toplum kesimi ve kabile düşmanlıklarına yönelik örgütler kurulması ve faaliyet yürütmesi yasaklandı. Bu karar, özellikle uluslararası terörizm tehlikesinin yaygınlaşması ve Orta Asya’da aşırılıkçı grupların meydana çıkmasıyla bağlantılı olarak, özellikle haklı bir karar olmuştur.”
“Kazakistan Anayasası; güçlü başkanlık sistemi ile iktidarın bölüşüm şeklini hukuken tespit etti. Hukuki kurumlar teşkil edildi. İnsan hakları garanti altına alındı. Haberleşme özgürlüğü sağlandı.
Asıl önemlisi, son yıllarda vatandaşlarımızın zihniyetinde psikolojik değişiklikler olmasıdır. Eski SSCB’ye yönelen özlem, yeni Kazakistan vatandaşlığına duyulan bağlılık ile yer değiştirdi. Halkın Kazakistan’ın egemenliğine sahip çıkışı, birdenbire oluşmadı. Sosyolojik araştırmalara göre, “Belovej Anlaşması“ imzalandığında, ülke nüfusunun çoğu, siyasi merkezin Moskova’dan Kazakistan’a kaydığını hemen anlamıştı. Bizim vatandaşlarımız, geleceğe yönelik ümitlerini doğrudan doğruya Kazakistan yöneticilerine bağlıyor. Bu büyük bir başarıdır. Asya, Latin Amerika ve Afrika kıtalarının pek çok ülkesinin, 20’nci yüzyılda, kendi siyasi iradesiyle ilan ettiği dönüşümler, halkın siyasi-psikolojik açıdan reformları benimsemeyişi yüzünden, büyük zorluklar çekti. O toplumlarda kargaşanın yayıldığı ve gerileme olduğu görüldü.
Ekonomi de değişmektedir. Zaman içinde milli pazar gelişmektedir. Devletin ekonomik kurumları oluştu. Ekonomik yapıda yenileşmeler devam ediyor. Kazakistan uluslar arası piyasalara da katılmaktadır.
Vatandaşların büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen Anayasa, devletimizin temelini sağlamlaştırdı. Artık biz gücümüzü, ekonomik reformların yapılması ile demokrasinin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaştırabiliriz. Kazakistan devletinin, demokrasinin geliştirilmesi ve piyasa ekonomisinin yerleştirilmesi ile sağlam temellere oturacağından şüphe yoktur.”
“Mevcut durumda biz, Kazakistan’da, şahıs veya zümre diktatörlüğüne yol vermemek için ne gerekiyorsa yaptık. Anayasa; “sosyal kurumların devlet işine müdahalesini, devlet organlarının görevlerini sosyal örgütlere vermesini, devletin sosyal kuruluşları finanse etmesini”, “devlet organlarında siyasi partilerin teşkilat kurmasını”, Anayasa düzeninin kuvvet kullanılarak değiştirilmesini, devlet güvenliği ile toprak bütünlüğünün bozulmasını; sosyal, milli, dini, ırki ayrımcılığı ve kanun dışı askeri teşkilat faaliyetlerini yasaklıyor. Anayasa; askeri kişilerin, milli güvenlik ve adliye hizmetlerinde çalışanların, siyasi partiler ile sendikalara üye olmasını ve herhangi bir partiyi destekleyen faaliyetlere katılmasını yasaklıyor.
Fakat Anayasa’nın ve demokratik tercihimizin en büyük dayanağı, herhangi bir diktatörlüğün hortlamasına izin vermeyecek olan Kazakistan halkıdır. Buna inancım kesindir.”
“Sivil toplumun yokluğu veya zayıflığı ile demokratik kurumların azlığı, demokratik gelişme sürecinin hızlandırılmasına engel teşkil ediyor. Bu yüzden, demokrasinin yaratıcı karakterini yanlış anlayarak sürekli çekişme şeklinde algılayan ve birçok küçük siyasi partiye dağılan ekstremist eğilimler ilgi çekiyor. Bu eğilim, devlet organları ile birlikte halkı, çatışmacı parti ve hareketlere sürüklediğinden, BDT ülkelerinin bazılarında iç savaşa ve katliamlara varan trajik olaylar yaşandı.
Tabii bu oldukça acı bir değerlendirme, ama gerçeği ve Kazakistan’daki durumu açıkça tespit eden bir değerlendirme. Bu; şimdiki ekonomik sıkıntılar ve hayat seviyesinin hızla düşmesi, türlü grupların çekişmesi, devlet yönetiminin acizliği ve ekonomik-siyasi reformun başarıyla gerçekleştirilmesindeki zorluğu gösteren bir değerlendirmedir. Bu şekilde kontrolden çıkan kargaşa ortamı, çekişmeleri çığırından çıkarıp iç savaşa sürükler ve devlet düzeninin çöküşüne yol açabilir. O halde, kendilerini parti sayıp, mescide saygısızca girerek din adamına el kaldıran veya bazı halkları devlet dışına itmeye çalışan mübalağalı milliyetçi gruplar veya “kültürel geleneklerimizi canlandıracağız” bahanesiyle silahlı gruplar oluşturup Kazakistan’dan ayrılmaya çalışanları engelleyen hareketler demokrasiye aykırı mıdır? Bence Kazakistan halkı, bu sorunun cevabını, böylelerinin yolunu kesen Anayasa’yı kabul etmekle vermiştir.”
Bu vesile ile Türkiye Cumhuriyeti Zafer Bayramı’nı ve Kazakistan Cumhuriyeti Anayasa Günü’nü kutlarız. Dost ve stratejik ortak iki devletin halklarına sağlık ve esenlikler dileriz.










