• İçerik Kategorilerimiz

  • Anket

    Kazakistan'da "renkli devrim" olma ihtimali var mı?

    Yükleniyor ... Yükleniyor ...
  • ankara web tasarim

    USAK’da Kazak Dış Politikası Tartışıldı

    10 Nisan 2013

    Ankara merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu(USAK)’da Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev’in konuşmacı olarak katıldığı “Güncel Gelişmeler Işığında Kazakistan Dış Politikası” başlıklı bir konferans 8 gerçekleşti. 8 Nisan’daki konferansta, Kazakistan’ın nükleer silahsızlanma süreci ve nükleersiz bir dünya için yaptığı girişimler, Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler ve Kazakistan’ın Batı, İslam ve Asya ülkeleri ile olan ilişkileri gibi konular ele alındı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Kazakistan’ın, bu durum sonucunda bölgesel bir aktör konumuna geldiğini belirten Büyükelçi Canseyit Tüymebayev, Kazakistan’ın bağımsızlık ilanından günümüze kadar geçen süre içerisinde, çok başarılı bir uluslararası entegrasyon süreci geçirdiğini vurguladı. Tüymebayev ve USAK Uluslararası Stratejik Araştırma Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamer Kasım’ın konuşmaları şöyle:

    C. Tüymebayev, konuşmasında “içinde yaşadığımız dünyanın son zamanlardaki en önemli olgusu küreselleşme olgusudur. İnsan ve toplumların yeryüzünde olup bitenlerden giderek daha çok haberdar olmaları, birbirlerinin eylem ve deneyimlerinden etkilenmeleri, bunları paylaşmaları ve yaymaları ile ortaya çıkan süreci, her defasında, yeniden irdelemek gerekir.

    Sovyetlerin çözülüp dağılmasıyla uluslar arası arenaya 15 bağımsız devlet katılmış oldu. Bunların beşi Orta Asya’dan, üçü Kafkasya’dan. Bağımsızlığını 1991 yılında ilan eden Kazakistan Cumhuriyeti, Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in liderliğinde bölgesel bir aktör haline geldi ve artık küresel dünya düzeninde kendisinden sıkça söz ettirmektedir.

    Amerikan düşünür ve stratejist Zbigniew Brzezinski, 1990’lı yılların başında, ülkemiz hakkında bulunduğu öngörüde; bağımsızlığını kazanan ülkeler arasında problem çıkacağından ve Kazakistan’ın dağılması muhtemel bir devlet olduğundan bahsetmekteydi.

    Fakat geride bırakılan 21 yılda, ülkemiz; bölgede, Asya ve Avrupa kıtalarında entegrasyon süreçlerinin aktif katılımcısı ve inisiyatif sahibi olduğunu ispatlamıştır. Ülkemizin gündeme getirdiği tekliflerle birçok bölgesel teşkilatlar kurulmuştur. Bunların başında Birleşik Devletler Topluluğu (BDT), Şanghay İşbirliği Örgütü, CİCA, Türk Konseyi, TÜRKPA ve diğerleri gelmektedir.

    Kazakistan, Türk dünyası yanı sıra Batı dünyası ile de ilişkilerini ihmal etmemektedir. Bunun en bariz göstergelerden biri ve ülkemizin diplomatik zaferi olarak adlandırabileceğimiz, uluslar arası çaptaki bir olay 2010 yılında gerçekleşmiştir. 2010 yılında, eski Sovyet Bloğu üyesi ilk Müslüman ülke, üstelik Asyalı bir devlet dünyanın en büyük ve itibarlı güvenlik örgütlerinin başında gelen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) başkanlığını Avrupalı ülkelerden devralmış ve zirve toplantısını Astana’da gerçekleştirmiştir.

    Müslüman bir ülkenin dünyanın ikinci en önemli teşkilatı olan AGİT’in başkanlığına seçilmesi tarihi bir olay olmuştur. Kazakistan’ın başkanlık döneminin, Batı ile Doğu arasında yeni bir devrin başlamasının temellerinin atılmasına vesile olduğu şüphesizdir. Dünyada birçok sorunlar vardır. Başta güvenlik sorunları, dondurulmuş çatışmalar, ekolojik sorunlar ve saire…

    Öte yandan Kazakistan, Kazakistan’ın da üyesi olduğu ve Astana’daki zirvede adı İslam İşbirliği Teşkilatı olarak dönüştürülen İslam Konferansı Örgütü’nün 2011–2012 yıllarında başkanlığını da devralmıştır. Böylece sadece Batı’da değil, İslam âleminde de katkı sağlayabileceğini ispatlayan ülkemiz İslam İşbirliği Teşkilatı başkanlığını başarılı bir şekilde sürdürmektedir.

    Son yıllarda dünyanın birçok tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya olduğu gözlemlenmektedir. Bunların başında nükleer silah tehlikesi gelmektedir.

    Özellikle 20’nci yüzyılın ortalarında, ilk defa, kitlesel imha silahı olarak icat edilen atom bombası, o zamandan beri, artan bir şekilde yayılmaya başladı ve son yıllarda Türkiye’nin çevresinde de kendini hissettirmeye başladı.

    Kazakistan ise, kendi iradesi ile nükleer silahlarından vazgeçen, dünyadaki ilk ve tek ülke olarak tarihe geçti.

    Ülkemiz, bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılında, Sovyetler Birliği’nden devraldığı miras sayesinde, dünyanın dördüncü nükleer silah gücüne sahip bir ülkeydi. Fakat Kazakistan, kitlesel ölüm makinesi olan bu silahtan vazgeçmekte tereddüt etmedi. Kazakistan, uluslararası alandaki itibarını ve gücünü insanlığın huzuru ve mutluluğu yolunda nükleersiz bir dünya için kullanmakta ve bu konuda birçok girişime de öncülük etmektedir.

    Öncelikle 1991 yılında, Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in Kararı ile Nükleer Silahlardan arınma çalışmaları başlatıldı.

    Bu kapsamda, 1993 yılında, Kazakistan Meclisi tarafından Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) onayladı.

    1996 yılında da, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Nükleer

    Denemelerin Yasaklanması Anlaşması’nın aktif bir katılımcısı oldu.

    Bu anlaşmalar, 21 Mart 2009’da, tüm Orta Asya Bölgesi’nde kapsamlı şekilde yürürlüğe girdi. Kazakistan 2010 yılında, dünyada birçok ülkeyi bir araya getirerek nükleer savaş tehdidinden kurtulmak amacıyla anti-nükleer girişimlere başladı ve evrensel nitelikte bir bildiri ortaya koydu.

    Kazakistan’ın “Uluslararası Nükleer Denemelere Karşı Eylem Günü” önergesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 64’üncü oturumunda 26 üyenin oybirliğiyle kabul edildi.

    Kazakistan aynı perspektif doğrultusunda, Seul’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nden hemen önce, bizzat Devlet Başkanı Nazarbayev tarafından Astana’da 2012 yılında gerçekleşen “Nükleer Denemelere Karşı Nükleer Silahlardan Arındırılmış Dünyaya” adlı Forum’da “Uluslararası Nükleer Yakıt Bankası” kurulması teklifini dile getirdi.

    Bu öneri, nükleer enerjiden yararlanmak isteyen bütün ülkelerin tek merkezden güvenli ve meşru şekilde enerjiyi temin edebilmesini öngörmektedir.

    Kazakistan’ın kendi iradesi ile nükleer silahlardan vazgeçmesi, söz konusu alanda belli bir teknolojik alt yapıyı barındırması ve uranyum rezervleri bakımından ilk sıralarda yer alması bu öneriyi teorik açıdan mümkün kılmaktadır.

    Ülkemiz, günümüzde geçerli olan ve hükümleri eskimiş “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması” yerine “Nükleer Silahların Topyekûn Yatay ve Dikey Yayılmasının Önlenmesi Hakkında Uluslararası Anlaşma” imzalanmasını önermektedir.

    Bu anlamda Kazakistan, dünya kamuoyuna yeni inisiyatifini sunmuştur: “ATOM (Nükleersiz Dünya) Projesi”. Projenin başlangıç tarihi, 29 Ağustos 2012, “Uluslararası Nükleer Denemelere Karşı Eylem Günü”dür.

    Projenin temel hedefi; nükleer silah denemelerin ve kullanımının topyekûn yasaklanması ve kullanılmaması yönünde küresel desteğin bulunmasıdır.

    Bildiğiniz gibi, sadece Kazakistan’da, 1949–1991 yılları arasında 450 Nükleer Silah Denemesi gerçekleştirilmişti. Bunların toplamı da

    Hiroşima’ya atılan nükleer bombalardan 2500 kat daha fazla etkiye sahiptir.

    Proje çerçevesinde; sivil toplum örgütleri çalışmaları, bilim adamlarının bilimsel çalışmaları ve araştırmalar yapılarak, nükleer silah tehdidinin dünya kamuoyunun sürekli gündeminde tutulması amaçlanmaktadır.

    Bu anlamda, İran Nükleer Programı konusunda, ülkemiz barışçıl çözümlere olumlu katkı sağlamak amacıyla, bu yılın Şubat ayında ve geçtiğimiz günlerde Almatı’da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya ile Almanya’nın katılımıyla, İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin ikinci turu yapıldı. AB Dış İlişkileri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’un başkanlık yaptığı toplantı ile bölgedeki gerginliğin düşürülmesi ve problemin diplomatik yollarla çözülmesi amaçlanmıştır.

    Bu anlamda Kazakistan, nükleer silahsızlanma ve barışçıl amaçlarla nükleer kullanımı adına yürüttüğü çalışmalarına aktif bir şekilde devam edecektir.

    İçinde bulunduğumuz küresel dünyanın problemleri sadece bunlardan ibaret değildir.

    Son yıllarda bir çok ülkenin güçlü bir şekilde etkilendiği küresel ekonomik krizin etkisi halen devam etmektedir. Bu kriz, dünya toplumuyla aktif bir entegrasyon içinde olan Kazakistan’ı da etkilemektedir.

    Dolayısıyla, yine Devlet Başkanımız N.Nazarbayev başkanlığındaki ülke yönetimimiz, bu konunun kökten irdelenmesi gerektiğini savunmuş ve bununla ilgili olarak, dünya kamuoyuna yeni bir inisiyatif sunmuştur: “G-Global” projesi.

    Astana Ekonomik Forumu’nda bizler, yeni bir diyalog platformu olan G-Global’i dünya kamuoyuna önerdik. Bu girişimin özü; adil ve güvenli bir dünya düzeni tesis etmek için herkesin çabalarının birleştirilmesidir. G-Global; bir internet portalı ve dünyanın önde gelen ekonomistlerinin, bilim adamlarının, entelektüellerinin düşüncelerini paylaşabilecekleri bir “Yeni Düzen” tartışma platformudur.

    Dünya ekonomisi krizlerle çalkalanmaya devam ediyor. Eğer şimdiki paradigmaya yeni bir bakış açısı getirmezsek, bu krizlerin çözümü gittikçe zorlaşacaktır.

    Bu konularda, “G-Global” projesi kapsamında, Kazakistan’da ve diğer ülkelerde çeşitli etkinlikler, konferanslar, seminerler düzenlenmektedir.

    Bu vesile ile değerli Türk bilim adamlarını ve araştırmacılarını, yukarıda saydığımız projelere aktif katılmaya ve destek vermeye davet ediyorum” dedi.

    USAK Uluslararası Stratejik Araştırma Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamer Kasım konuşmasında “Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (CICA), 1992 yılında, Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in inisiyatifi ile kuruldu.

    CICA, günümüzde, 40 milyon kilometrekareyi bulan yüzölçümü ve 3,2 milyar nüfusu ile 28 ülkeyi kapsayan bir bölgeye hitap ediyor. Bu bölge ülkelerinin hepsi birbirinden önemli olmakla birlikte, birbiriyle çelişen ve birbiriyle çatışan çıkarları olan, aralarında önemli farklılıklar olan ülkeler.

    Böyle bir ortamda, bu ülkelerin Kazakistan tarafından bir araya getirilmesi, Türkiye açısından da sevindirici bir durum. Elbette adının, “güvenlik” yerine, “güven arttırıcı önlemler” olarak belirlenmesi de ayrı bir önem taşıyor.

    Asya’da barış, güvenlik ve istikrarı desteklemek amacıyla çok taraflı yaklaşımlarla işbirliğini geliştirmek; terörü ve terörün bütün çeşitlerini ve tezahürlerini yok etmek; yasadışı uyuşturucu ticareti ve kaçakçılığı ile mücadele etmek; Asya’da refah ve istikrar için ticari ve ekonomik işbirliğini teşvik etmek; çevre ile ilgili bütün konularda işbirliği yapmak; kitle imha silahlarının çoğalmasını önlemek ve kullanımını ortadan kaldırmak; insani konulara yönelik tedbirler almak; medeniyetler arası ilişkileri anlamak ve hoşgörüyü sağlamak adına karşılıklı saygıyı geliştirmek ve üye devletler arasında güven arttırıcı önlemlerin alınmasına imkân sağlamak gibi temel amaçlarla kurulan CICA, başarılı bir şekilde faaliyetlerini sürdürüyor. CICA, bu temel amaçları doğrultusunda çok önemli aşamalar kaydetti. Son toplantısını 4 Haziran 2012 tarihinde gerçekleştirdi.

    Soğuk Savaş sonrası dünya çok da barışçı bir yer olmadı. Ortaya çıkan çatışmaların salt güçle çözülmeye çalışılmasına yönelik olaylar da oldu. 11 Eylül saldırıları, onun sonrasında çeşitli bölgesel çatışmalar yaşandı.

    CICA’ya üye ülkeler arasındaki ilişkilerin çok yönlü olarak geliştirilmesinde fayda görülmektedir. Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri arasında Erasmus projesi yürütülmektedir. Buna benzer bir çalışma CICA ülkeleri arasında da yürütülebilir. CICA, bundan sonra, AB tarzı bütünleşmeyi hedef almalı diye düşünüyoruz.

    En son söylenecek söz, herhalde Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nı tebrik etmek olacaktır. Böyle önemli bir kuruluşun kurulmasında inisiyatif kullanmak, bunun hayata geçirilmesini sağlamak çok önemlidir. Bugün bizim bu konudan söz ederken kendisini şükranla andığımız gibi, gelecekte de, CICA’dan söz edenler, kendisini övgüyle anacaklardır.

    Bu kurum, aynı şekilde, kurucu devlet olarak Kazakistan’ın da gelişmesine ve dünya üzerinde daha etkin söz sahibi olmasına katkı sağlayacaktır.

    2010 yılında dönem başkanlığını üstlenen Türkiye’nin yaptığı gibi dönem başkanlığını üstlenen ülkelerin de katkısıyla bu kurum, bölgesel işbirliğinin arttırılması ve karşılıklı güven ortamının sağlanması konusunda büyük katkılar sağlayacaktır” dedi.

    K.C. Ankara Büyükelçiliği Basın Müşavirliği-Zafer Kibar

    Yorum yapma kapalı.