• İçerik Kategorilerimiz

  • Anket

    Kazakistan'da "renkli devrim" olma ihtimali var mı?

    Yükleniyor ... Yükleniyor ...
  • ankara web tasarim

    Rus-Türk ilişkileri ve Karadeniz bölgesi güvenlik sorunu

    12 Mart 2013

    Karadeniz bölgesi son yıllarda gittikçe daha fazla önem kazanıyor. Bunun nedeni Karadeniz’in Hazar Denizi, ayrıca İran ve Irak’tan Avrupa’ya enerji kaynakları sevkiyatı şeklinde karşımıza çıkan transit özelliğidir. Karadeniz’in enerji açısından ve büyük dünya aktörlerinin verdiği önemi arttıkça askeri anlamda da önemi artıyor bu da Karadeniz havzasında anlaşmazlık noktalarının ortaya çıkabileceği tehlikesinin de artacağı anlamına geliyor. Bu durum Karadeniz bölgesinde güçlü bir güvenlik sistemi kurulması konusunun gündeme alınmasını gerekli kılıyor. Bunlar olurken iki büyük Karadeniz ülkesi Rusya ve Türkiye’nin ilişkileri daha önemli bir nitelik kazanıyor. Ancak bununla beraber Rusya ve Türkiye arasındaki bölge liderliği konusundaki gizli mücadeleyi, deniz kuvvetlerini güçlendirmelerini ayrıca iki ülkenin hem ekonomik hem de daha geniş alanda karşılıklı birbirlerine duydukları ilgiyi dikkate almamız gerekir.

    2000’li yıllarda Türk politik çevrelerinde Rusya’nın Karadeniz’deki rolü ve geleceği yeniden bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Türk tarafı görüşü dikkate alınacak, en güçlü ülke konumunda Rusya’yı görüyor. Türkiye’nin bu konudaki değerlendirmelerini Rusya’nın Karadeniz’deki baskın önemi açısından ele almamak gerekir. Türk deniz filosunun buradaki en büyük askeri güç olmasına rağmen Rusya’nın roketatar gemilerim sayısı bakımından tartışılmaz bir üstünlüğü söz konusudur. Türkiye ve Rusya deniz kuvvetlerinin toplam ateş gücü uzmanlar tarafından 1’e 1,5 olarak verilmektedir ki buradaki oran Rusya’nın aleyhindedir. Bu durumda Türk deniz kuvvetleri komutanlığının Rusya’nın askeri geeceğini değerlendirirken her şeyden önce Rusya’nın elindeki potansiyelden ve bu potansiyeli kullanması halinde Karadeniz’deki üstünlüğü kendine geri kazandırabileceğinden hareket ettiğini düşünmek mümkündür.

    Bu duruma 2010 ekim ayında Türkiye Milli Güvenlik Kurulu tarafından beş yıllık Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne yapılan değişiklikler ile ilgili kararı açıklık getirebilir (Ulusal Güvenlik Konsepti’nin MGK tarafından 14.10.2005’’te kabul edildiğini hatırlatalım). Bu belgenin yeni haline göre SSCB’nin yıkılışından sonra Rusya ilk defa Türkiye tarafından potansiyel düşman olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Türk tarafının son dönemde iki ülke arasındaki oldukça sıkı ilişkilerine rağmen aldığı bu kararı Türk yönetiminin Balkan-Karadeniz bölgesinde Rus-Türk rekabetinin artacağı ihtimalini muhtemel gördüğü ile açıklamak mümkündür.

    Diğer yandan günümüzde de Rus-Türk işbirliği potansiyeli oldukça büyüktür. Türkiye Rus deniz kuvvetlerinin Karadeniz’deki terörist tehditlere karşı ortak mücadeleye katılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bu çaba herşeyden önce Karadeniz havzasını ‘Aktif çabalar’ operasyonlarının yapılabileceği bir yer haline getirmek isteyen ABD ve NATO’nun Ankara’ya yaptığı baskıdan kaynaklanmaktadır. ABD Romanya ve Bulgaristan ile işbirliği yaparak Karadeniz’de aktif olmaya başlıyor. Bu ülkelerle 2005 yılında Amerikan deniz üsleri kurulması konusunda anlaşmalar yapılmış idi.

    Türk tarafının görüşüne göre NATO bloku birleşik deniz kuvvetlerinin Karadeniz’de aktifleşmesinin esas nedeni NATO yönetiminin bu bölgedeki enerji sevkiyat güzergahları üzerinde kontrol kurmak, ayrıca Türk ve Rus filoları arasında gelişmekte olan diyaloğun önemini düşürmektir. NATO’ya ait deniz kuvvetleri gemilerinin Karadeniz havzasında bulunması halinde etkisinin azalacağından çekinen Türkiye de bu yaklaşıma karşıdır (Türk tarafı 1936 Boğazlar Antlaşması’nın revize edileceğinden ve bölgede askeri oyuncu olarak ağırlığınının azalacağından çekiniyor).

    Ankara, Karadeniz sularında muhtemel çıkışlara ve tehditlere karşı durabilecek yeteri sayıda kuruluş ve mekanizma olduğunu kabul ediyor. Diğer yandan Türkiye’nin NATO’yu Karadeniz’de güvenliğin sağlanması sürecinden tamamen izole etmek niyetinde olduğunu düşünmemek gerekir. Türkiye tarafından 2004’te teklif edilen ‘Karadeniz uyumu’ belli bir oranda NATO’nun Karadeniz yönünde genişlemesi anlamına gelmekteydi. Bu yapılırken Türkiye Karadeniz’de güvenliğin sağlanması konusunda önceliğin Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin deniz kuvvetlerine ait olmasını istiyor.

    Ankara’nın bu yaklaşımını Moskova’da da destekliyorlar. Çünkü uzun vadeli ve çok kez ayrı Karadeniz ülkelerinin çıkarları ile uyuşmayan çıkarları gözeten yeni oyuncuların ortaya çıkması bölgede zaten hassas bir yapıda olan güçler ve çıkarlar dengesini bozabilir ve istikrarsızlığa neden olabilir.

    Bölyece Rusya ve Türkiye kendilerini Karadeniz’de müstakil oyuncular olarak gösteriyorlar, bunu yaparken formal ve formal olmayan birlikler sistemi içinden en fazla artıyı elde etmeye çalışıyorlar. Mevcut entergrasyon kurumları ve birliklerinin çeşitliliği (BDT, Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü vs) şimdilik Karadeniz’de yeni bir güvenlik sistemi oluşturulması sonucunu getirmedi. Rusya ve Türkiye’nin bölgesel anlaşmazlıklarda ortak girişimleri faydalı olabilir. Ancak bu prensip olarak yeni bir güven seviyesinin olmasını gerektiriyor. Rusya ve Türkiye yeni bir güvenlik sistemi kurulması yolunda planlarını ne kadar dizginleyebilirler, bu geleceğin sorusu. Şimdilik Karadeniz politikalarının askeri yanlarından bahsederken şu hususu belirtmemiz gerekir: Şu anda Rusya ve Türkiye’nin karşlıklı çıkarları dikkate alarak ve Karadeniz bölgesindeki karşılıklı etkileri hesaba katılarak birlikte istikrarlı bir Karadeniz güvenlik sistemi kurma şansları vardır.

    Andrey Viktoroviç Boldırev, tarih bilimleri akademi adayı, Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü Türkiye masası bilim çalışanı. (http://www.ru.journal-neo.com)

    Bu yorum Rusya’nın Sesi Radyosu’nun turkish.ruvr.ru sitesinde 26.02.2013’te yayınlanmıştır.

    Yorum yapma kapalı.