• İçerik Kategorilerimiz

  • Anket

    Kazakistan'da "renkli devrim" olma ihtimali var mı?

    Yükleniyor ... Yükleniyor ...
  • ankara web tasarim

    Moğolistan’da Bulunan Mezar Geçmişi Aydınlatıyor

    14 Aralık

    Rus arkeologlar Moğolistan’da bulunan Hun Noin-Ula kurganlarındaki çalışmalarını tamamladılar. Hunnu M.S. 2. yy’dan bu yana 4 asır boyunca Moğol ve Sibirya steplerinde yaşamış ve komşularına korku salmışlardı. Arkeolojik kazılar Ulan-Bator’un kuzeyinde 100 km mesafede, Selenga Nehri vadisinde 7 yıl boyunca sürdürüldü.Ele geçirilen malzemelerin bolluğu ve bunların incelenmesinden elde edilen veriler Hunnu İmparatorluğu hakkında yepyeni bir bilgi birikimi sağladı. Rus-Moğol araştırmalarına başkanlık eden Profesör Natalya Polosmak, “Hayat ile ilgili bilgiler ölümle ilgili olan buluntulardan, yani mezar kurganlardan elde ediliyor” dedi. Polosmak sözlerine şöyle devam etti:

    Noin-Ula kurganları Hunnu kültürü için tipik denilemeyecek özelliklere sahiptir. Bunlar arasında sıra mezarlar bulunmaz, mezarlar Hun üst tabakasından insanlara aittir. Ele geçirilen tüm buluntular yabancı kökenlidir. Genel olarak Çin üretimi eşyalar, prestijli ve pahallı eşyalar görüyoruz. Bunlar arasında at koşumları, gümüş tokalar, vernikli kap-kacak, hatta altın kaplama at arabaları vardır. Çinliler bu mallar karşılığında sınırlarında huzur almaktaydılar. Hun üst tabakası ise bu hediyeleri biriktirmemiş tüm stepe dağıtmıştır. Hun yöneticilerinin iktidarı bu prensibe dayanmaktaydı: Çin malların tek alıcısı olmaya ve bunları kendi halkı arasında paylaştırmaya çalışırlardı.

    Kurganlarda dünyanın öteki tarafından, Batı’dan gelen eşyalar da ele geçirilmiştir. Örneğin yün örgü kumaşlar ya da antik konulu plakalar gibi. Eski Roma ve Eski Avrupa kökenli eşyalar Hunnu’ya İpek yolu üzerinden ulaşmış olabilirler. Tüccarlar bunları Çin ipeği ile değiştirmek için alırlardı, göçerler ise kervanlarını soyarlardı. Bu, tarihte göçebe bir halkın başkasının hesabına yaşadığı tek örnek değildir. Örneğin Türk devleti ipek ticareti üzerine kurulmuştu: Bu malı kendileri üretmezlerdi, ancak ipek malzemeleri ele geçirir ve dağıtımını yaparlardı.

    Hunnu sadece yabancı mallar hesabına yaşamamış, hayatını yabancı insanlardan yararlanarak sürdürmüştür. Bilim insanları gömülenler arasında Çinli komutanlar ya da Hunnu tarafına geçmiş devlet memurları da olabileceğini ifade ediyorlar. Bu insanlar kendi istekleri ile Hunnu tarafına geçmiş ve başka bir devlete hizmet etmişlerdi. Natalya Polosmak, Noin-Ula’daki mezarların da Çinlilerin elinden çıktığını söylüyor. Derinliği 18 metreye varan, ters çevrilmiş piramid şeklindeki mezar çukurlarını ancak mühendislik işinden iyi anlayan insanlar yapabilirlerdi. Hunnu bu işlerle uğraşmazdı.

    Mezar çukurları derindirler, çok basamaklıdırlar, büyük bir koridoru vardır. Bunu ancak işini iyi bilenler yapabilir. Mezarlar Çin topraklarında hüküm sürmüş olan Han çağı mezarlarının birer kopyası gibidirler. Sadece çukurlar değil, lahitler de Çin geleneklerine uygun bir şekilde, Çin gömü alışkanlığı kopya edecek şekilde yapılmışlardır. Dahası mezar odalarının tabanında, eşyalar arasında civa izine rastladık. Civa, Han zamanı Çin’de cenazenin korunması için kullanılırdı, bu madde ölümsüzlük ile ilgiliydi.

    Bu eski halkın mezar lahitlerini iki katman kil ve kömür karışımı ile kaplamaları bu kurganlardaki zengin hazinelerin çürümekten korunmasını sağlamıştır. Noin-Ula’nın su geçirmez killi toprağı cenaze ile beraber mezara konulan her şeyi korumuştur. Noin-Ula dışında hiç bir Hunnu kurganında 2 bin yıl öteden zamanımıza ulaşan organik kökenli buluntu ele geçirilmemiştir. Bunlar arasında Çin imparatorluk tezgahlarından çıkma ipek kumaş örnekleri de çok azdır. Bu kumaşlar Şanyüylere, yani Hunnu komutanlarına hediye edilirdi.

    Madem Hunnu’lar hayatlarında ve ölümden sonra başka bir uygarlığa ait eşyaları kullandılar, öyleyse Hunnu kültürü nerededir? Natalya Polosmak, Hunnu’ların kendilerinden sonra bıraktıkları maddi izleri aramak sorusunun başından yanlış olduğunu düşünüyor. Polosmak bu konuda şunları anlattı:

    Bana kalırsa bir çeşit yanlış anlama mevcut. Eğer Hunnu’nun yerleşik hayat sürdüklerini gösterecek şehirler, zanaatlar kanıtlanacak olursa bu durum onları daha yüksek bir konuma yükseltir. Oysa Hunnu başka bir uygarlıktır. Gerçek göçerler şehir inşaatı, tarımla uğraşmazlar, bu yaşam şekillerine, hayat görüşlerine aykırı bir şeydir. Böylesi uğraşılar onlar için bir derece aşağılayıcıdır bile. Hatta onların yerleşik hayat sürmeleri halinde bu kadar büyük bir halk olmayacaklarını bile söylemek mümkündür. Rusya’da bulunan Buryatiya’da ya da Moğolistan’da karşımıza çıkan küçük yerleşim yerleri esasen Hunnu kültürü ile ilgili olmayan, ancak Hunnu egemenliği altında yaşamış halklar tarafından kullanılmaktaydı. Bunlar arasında Çinliler, esir düşen ya da taraf değiştiren Orta Asya’nın diğer halkları bulunmaktaydı. Yerleşik devletlere yakınlıklarından dolayı tarımla, zanaatlarla uğraşırlardı, ancak bunlar Hunnu’lar için hizmet veren insanlar konumundaydılar. Eğer bunlar ortadan kalksalardı Hunnu kültüründe değişen pek bir şey olmazdı. Hunnu kültürü için en önemli olan şey askeri tarihleri, yaptıkları seferler, savaş taktikleri idi. Tüm bunlar koruyacak hiçbir şeyleri olmamaları üzerine kurulmuştu.

    Çinliler kalabalık ordular toplayarak Hunnu’ya karşı sefere çıktılarında Hunnu’lar savaşa tutuşmayıp, steplerin derinliklerine gitmişlerdi. Onların peşinden giden Çinlilerin ise geri dönmeleri gerekecekti. Bu geriş dönüş onlar için çok gurur kırıcıydı ve büyük kayıplara neden olmuştu.

    Hunnu ile hayattayken başedemeyen düşmanları bunu ölümlerinden sonra yapmaya çalışmışlardır. Hunnu’ların zayıflamaya başladığı dönemde, büyük bir ihtimal Uhuan olmak üzere, halklardan birinin temsilcileri Hun mezarlarına ulaşmışlardı. İşte bu nedenle Noin-Ula mezarlarında hiçbir insan kalıntısı ele geçirilmemiştir. Bütün kurganlar soyulmuştu. Ancak Natalya Polosmak “bu soygunun amacı mezardaki hazineleri ele geçirmek değil, mezarda yatanı ele geçirmek idi” diyor. Polosmak sözlerine şöyle devam etti:

    Mezarda yatanları kaçıranların tek bir düşünceleri vardı, nefret ettikleri Hunnu’lardan ebediyen kurtulmak. O zamanki inanışlara göre insanın bedeni bir bütün halinde kaldıkça hayatta olduğuna inanılırdı. İnsan öte dünyadan torunlarına, kendi halkına yardım edebilirdi. Bu nedenledir ki Hunnu’ların düşmanları ölüleri yok etmeye gitmişlerdir. Kurganlarda tek bir kemik parçası dahi ele geçirilmemiştir. Sadece kurganların uzağında dağınık bir kaç kemik bulunmuştur. Bunun dışında bu mezarlar araziyi de işaretlerlerdi. Mezarlar tahrip edildiğinde, mezar alanı artık Hunnu’lara ait değil şeklinde kabul edilirdi, bu toprak artık onların olmaktan çıkardı.

    Natalya Polosmak mezarlar açılmamış olsaydı ölülerin vücutlarının da iyi bir şekilde korunmuş olacaklarını düşünüyor. Ölülerin yine Çin geleneklerine göre özenle mumayalanmış olmaları gerekirdi. Çünkü Çin’deki eski mezarlarda mumyalanmış insan bedenleri ele geçiriliyor. Ancak dişler, kemik parçaları gibi çok az sayıdaki kemik kalıntılarından bile Noin-Ula’daki mezarlar hakkında çok fazla bilgi edinmek mümkün. Ele geçirilen eşyalar ise Novosibirsk Akademi Kenti laboratuarlarına teslim edilecek. Bilim insanlarının metal ve kumaş eşyalar üzerinde daha detaylı çalışmalar yapmaları gerekiyor.

    Kaynak:turkish.ruvr.ru

    Yorum yapma kapalı.